Üst Kattaki Adamla O Gece
Yeni eve taşıneli iki hafta olmuştu. Küçük, ferah bir daire. Sessiz bir sokak, az komşu. İlk günlerden beri üst kattan gelen ayak seslerini duyuyordum. Ağır değil, düzenli. Bazen gece yarısı müzik, bazen mutfaktan gelen tencere sesi. Bir sabah asansörde karşılaştık. Kısa saçlı, geniş omuzlu, gri tişörtlü bir adam. “Yeni taşındınız sanırım,” demişti. Sesı kalındı. “Evet,” demiştim. “Selin.” “Onur,” demişti. Gülümsemiş, çıkmıştı. O günden sonra her karşılaşmamızda kısa bir “merhaba” vardı. Bazen göz göze geliyor, bazen değil.
O gece yağmur yağıyordu. Camlara vuran damlaların sesi evin içinde yankılanıyordu. Saat on biri geçmişti. Televizyonu kapatmış, koltukta uzanmıştım. Kapım çalındı. Şaşırdım. Kimse gelecek değildi. Kapıyı araladım. Onur duruyordu. Elinde küçük bir kutu. “Elektrikler kesildi üstte. Mum arıyordum, sende var mı diye düşündüm,” dedi. Saçları ıslaktı, tişörtü omuzlarına yapışmıştı.
“Gir,” dedim. “Ben de mum yakmıştım.”
İçeri aldı. Kapıyı kapattım. Loş ışıkta yüzü daha sert, daha çekici duruyordu. Mutfaktan iki mum alıp salona koydum. Oturduk. Konuşmaya başladık. İşinden, neden bu semti seçtiğinden, “yalnız yaşamak bazen iyi oluyor” muhabbetinden. Bir ara suskunluk oldu. Yağmur sesi doldurdu odayı. Göz göze geldik. O eğildi. Ben de geri çekilmedim.
Öpüşme yavaş başladı. Dudakları sıcaktı, biraz ıslaktı. Dili dilime değdiğinde bacaklarımın arası hızla ısındı. Elleri belime kaydı, tişörtümün altından tenime dokundu. Parmakları omurgamı takip etti. Nefesi boynuma değdi. “Durmamı ister misin?” diye fısıldadı. “Hayır,” dedim. “Devam et.”
Tişörtümü çıkardı. Sütyenimi açtı. Göğüslerimi avuçladı. Başparmaklarıyla uçlarımı ezerken dilini boynuma, köprücük kemiklerime gezdirdi. Meme uçlarımı ağzına aldı, emdi, dilinin ucuyla yokladı, hafif ısırdı. Sırtım gerildi. Ellerim saçlarına gömüldü. “Daha sert,” diye fısıldadım. O da dinledi.
Beni koltuğa yatırdı. Pantolonumu ve külotumu indirdi. Bacaklarımı açtı. Parmaklarını yavaşça arasına götürdü. “Çok ıslaksın,” dedi. Orta parmağını içeri soktu. Sıcak, kaygan. Büküp o noktayı bulduğunda kalçalarım yukarı kalktı. “Orası… evet,” diye inledim. İkinci parmağını da ekledi, ritmi artırdı. Sonra dilini koydu. Yaladı, emdi, klitorisimi dilinin ucuyla yokladı. Bacaklarım titredi. Bir elimi koltuğa, diğerini onun saçlarına gömdüm. İnlemelerim boğuk çıkıyordu. “Daha… lütfen daha,” dedim. Dil ve parmak birlikte çalıştı. Orgazma yaklaştığımı hissettim. Bacaklarım gerildi, kalçalarım titredi. Sesimi tutamadım.
Sonra ayağa kalktı. Pantolonunu indirdi. Sertleşmişti. Prezervatifi cüzdanından çıkarıp taktı. Ucuyla girişime sürttü, ıslaklığımı her yere yaydı. “Hazır mısın?” “Evet. Gir.”
İçeri girdi. Yavaş yavaş doluldum. Sıcak, sert, dolgun. Her santimi ayrı ayrı hissettim. Tamamen gömülünce durdu. Göz göze geldik. “Tamam mı?” Başımı salladım. “Devam et.”
Hareket etmeye başladı. Kısa vuruşlarla, sonra derinleşti. Her girişte biraz daha doluyordum. İç duvarlarım onu sarıyor, her geri çekilişte özlüyor, her girişte yeniden doluyordu. Elleri kalçalarımı tuttu, bazen kaldırıp indirdi. Göğüslerimi emdi, meme uçlarımı dilinin ucuyla yokladı. Parmakları klitorisime gittiğinde dayanamadım. Bacaklarım gerildi, içeriye doğru sıktım. Orgazm olurken sesimi tutamadım. Kaslarım ritmik olarak kasılıp gevşedi, onu daha da sıktı. O da aynı anda boşaldı. Alnını benim alnıma dayadı, nefes nefese kaldık. İçimde nabzını hissettim.
Bir süre hareket etmedik. Sonra yavaşça çıktı. Yanıma uzandı, beni kucağına aldı. Terli tenimiz birbirine yapışmıştı. Saçlarımı okşadı. “İyi misin?” “Çok iyi,” dedim. Gerçekten öyleydim.
Bir süre sonra tekrar sertleştiğini hissettim. Bu sefer ben üstüne çıktım. Dizlerimi iki yanına koydum, yavaşça indim. İçine aldığımda ikimiz de nefesimizi tuttuk. Kendi temposumu buldum. Kalçalarımı öne arkaya salladım, bazen daireler çizdim, bazen tamamen indirdim. Göğüslerimi avuçladı, meme uçlarımı ezdirdi. Başım geriye düştü, inlemelerim daha cesur çıktı. “İşte böyle… devam et,” diye fısıldadım. Elleri kalçalarımı tuttu, ritmi destekledi. Tempo arttı. Koltuğun gıcırtısı yağmur sesine karıştı. İkinci kez orgazm olurken onu da peşimden sürükledim. Birlikte boşaldık. İçimde nabzını, sıcaklığını hissettim.
Sabaha karşı yan yana uzanmıştık. Mumlar tükenmek üzereydi. Başım göğsündeydi. Parmakları saçlarımda geziyordu. “Bu… sadece bu gece mi?” diye sordum.
“İstersek sadece bu gece,” dedi. “İstersek… üst katın kapısı her zaman açık olabilir.”
Gülümsedim. “O zaman yarın akşam… elektrikler yine kesilebilir.”
O günden sonra üst kattan gelen ayak sesleri artık sadece ayak sesi olmaktan çıktı. Her tıklatma, her “merhaba”, her yağmurlu gece… bir sonraki buluşmanın habercisi oldu. Onun elleri tenimde, onun nefesi boynumda, onun sertliği içimde… hepsi artık benim evimin, benim gecelerimin bir parçasıydı.
Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.